1800’lerin ortalarına gelindiğinde, Avrupa hızlı değişimlerden geçiyordu:
Bu bağlamda, Realist sanatçılar fanteziyi ve kahramansı anlatıları reddetti. Sanatın kaçmak yerine mevcut olanla yüzleşmesi gerektiğine inanıyorlardı. Bu nedenle Realizm, yalnızca bir sanat tarzı değil aynı zamanda bir sosyal ve felsefi duruştu.

İşçiler, köylüler, kırsal emekçiler, şehir sakinleri — sıradan yaşamlar sanatsal ilgiye değer hâle geldi.
Süsleme yok, romantik parıltı yok, abartılı kahramanlık yok. Figürler oldukları gibi görünür.
Birçok Realist eser, sınıf eşitsizliğini, çalışma koşullarını veya sosyal adaletsizliği ince bir şekilde eleştirir.
Realist sanatçılar dramatik ışığı reddetti, gerçek ortamları yansıtan tonları tercih etti.
Dokular, fiziksel emek ve günlük yaşamın ağırlığı merkezi görsel unsurlar olarak öne çıkar.

Gustave Courbet (1819–1877): Emek Gerçekliğiyle Yüzleşme
Courbet, Realizmin önde gelen figürüdür. Taş kıranlar, kırsal işçiler ve sıradan insanları konu alan devasa eserleri akademik sanatın hiyerarşisini sarsmıştır. “Kendi gözleriyle görmediği hiçbir şeyi resmetmeyeceğini” ilan etmesi, akımın belirleyici ilkesini oluşturur.

Jean-François Millet (1814–1875): Kırsal Yaşamın Poetiği
Millet, köylü emeğinin onurunu ve zorluklarını resmetti. Courbet’in yüzleşen realizminden farklı olarak, kırsal sahnelere sessiz bir ciddiyet kattı, dayanıklılığı ve insan direncini vurguladı.
